Archive for Temmuz 2010

Karı- koca yine ağladılar

27 Temmuz 2010

Rifat SERDAROĞLU – İzmir – 21 Temmuz 2010 Çarşamba  ——————————

Başbakan Erdoğan hüngür hüngür ağladı: Pazartesi günü, Hakkari Çukurca’da asker taşıyan aracın geçişi sırasında meydana gelen mayın patlamasında 11 asker yaralandı. Dün yine Hakkari Çukurca’da askeri birliğe yapılan saldırıda 6 askerimiz şehit oldu. 15 askerimiz yaralandı.  Van’da 1 şehit daha verdik. İçimize ateş düştü. Yandık, kahrolduk, ağladık…

Başbakan Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında hüngür, hüngür ağladı. Şehit olan ve yaralanan askerlerimiz için mi ağladı?

Elbette ki hayır. Şehit askerler, yaralı askerler onun umurunda mı?

Ne için ağladı Başbakan Erdoğan? 30 sene önce, zamanın darbe yönetiminin yaptığı işkence ve idamlar için ağladı! Bu feci olayların intikamının alınması için, 12 Eylül’deki referandumda evet oyu verilmesini istedi!  Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı!

İstismarın bu kadarı olabilir mi? Bunlar için olur. Bunlar inandıkları sapık davaları için her şeyi yaparlar. Papaz elbisesi bile giyerler, haç da takarlar, Papa’nın heykelinin önünde imza da atarlar.

Sevgili gençler; 12 Eylül 1980 darbesinden dolayı çok sıkıntı çekmiş, işkence görmüş biri olarak söylüyorum ki, 12 Eylül darbesinin de en önemli sebeplerinden biri bunların yaptığı Konya Mitingi’dir.

12 Eylül 1980 gününden 6 gün önce zamanın Milli Selamet Partisi Konya’da adı; “İsrail’i lanetleme ve Kudüs’ü anma” mitingi düzenlediler.   MSP’nin o zamanki yöneticilerinin çoğu bugün AKP’dedir.

Mitinge Türkiye’nin her yerinden 150 bin kişi katıldı. En çok katılım ise o tarihte MSP İstanbul İl Gençlik Kolu Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın tanzim ettiği İstanbul’dan oldu.

Bunlar, İstiklal Marşımızı okutmadılar ve protesto ettiler. Yazılan pankartlardan bazıları şöyle idi:
“Şeriat Gelecek, Zulüm Bitecek”,
“Dinsiz Devlet, Yıkılacak Elbet” ,
“Ya Şeriat, Ya Ölüm”
“Tek Halife, Tek Devlet” ,
“Cihadımız İslam Devletini, Kuruncaya Kadar”
“Şeriat Hakkımız, Söke Söke  Alırız”

Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık mikrofonlardan okuduğu ve MSP’li gençlere (Akgenç) ezberlettiği, partisinin marşından sizlere bir dörtlük yazıyorum:

Herkes duyacak, bilecek,
Saklanmaz gayri bu gerçek,
Yaprak yaprak, çiçek çiçek,
Hak Yol İslam yazacağız…

Bunları yazdılar, söylediler, insanları kullandılar, darbeye davetiye çıkardılar.

Darbe oldu, bunlar ortadan kayboldular, yeraltına indiler. Şimdi, gönüllerindeki “İslam Cumhuriyeti’ni” gerçekleştirmek için yeni tertiplerin içindeler.

Yakın tarihimizin her sıkıntılı döneminde, demokratik rejimi yıkmak, kaos ortamı yaratmak, sonra da kafalarındaki rejimi kurmak için, “Kürtçü-Bölücüler ve Şeriatçılar” beraber hareket etmişlerdir.

Bunlar “demokrat ve demokrasiden yana” görünüp, demokratik rejimin herkese tanıdığı özgürlükten yararlanıp, demokrasiyi yıkmak için çalışırlar.

Şimdi sizlere soruyorum;

Bütün ömrünü,  yukarıda yazdığım sloganları hayata geçirmek için harcayan kişi veya kişiler “Demokrat” olabilirler mi? Tüm gençliğini, “Şeriat” gelsin diye hocasının dizinde  geçiren kişi “Demokrat” olabilir mi?

Emine Erdoğan da şırıl, şırıl ağladı:

Emine Hanım, Filistinli iş kadınlarına, Davos’ta yaşananları ağlayarak şöyle anlattı; “Davos’ta yaşananlar önceden planlı bir şey değildi. Bu, Peres’in yalanları sonucu gelişen bir olaydı. Aslında ben siyasi meselelerde geri durmayı tercih ediyorum ama Peres’in 2009 daki Gazze saldırısını savunduğunu görünce neredeyse deliriyordum. Peres sürekli yalan söyleyerek benim sınırlarımı zorladı. Bütün dünyanın gözü önünde İsrailliler nasıl böyle yalan söyleyebiliyor diye düşündüm. Kendi kendime, allahım biri bu adamı sustursun dedim ve aynı saniyelerde eşimin de öfkeyle kızardığını ve patlayacak hale geldiğini gördüm. O an ağlamaya başladım. Yanımdakiler bana neden ağladığımı sordukları zaman, çünkü Peres bir yalancı diye yanıt verdim. Ağlamaktan kendimi tutamıyordum. Olaydan sonra Erdoğan’a ulaşmaya çalıştım. Daha önce hep barış için pozisyonumuzu koruduk. Sabrımızın sonuna ulaştık, çünkü Peres yalan söylüyordu.”

Devlet geleneğinden, Türkiye’nin Dış Politika Stratejilerinden, Uluslararası dengelerden, Ülkemizin geleceğinden hiç haberiniz olmayabilir. Fakat en azından aile terbiyesi almış biri, üstelik bir bayan, bir ülkenin Cumhurbaşkanına  ve tüm halkına böylesine ağır hakaret edebilir mi?  Pes, vallahi pes!.

İşte anlatmaya çalıştığım budur. Bir kabın içinde ne varsa dışarı o sızar. Bal varsa, pekmez varsa onlar sızar. Katran varsa, Zift varsa dışarı onlar sızar. Aynı kazanda kırk yıl kaynatsanız, Demokrasi ile Şeriat ve Bölücülük bir arada bulunamaz. İnsan hakları, özgürlük gibi güzel ideallerin arkasına sığınıp bunların bir arada olabileceğine inananlar ya saftır, ya da haindir.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ!

PKK terör örgütü, ne zaman sıkışıp zora düşse, Güneydoğu’daki bu örgütlere talimat verir.  Örgütün talimatları tartışmasız yerine getirilir.

Bu talimatlar bazen para toplama emridir, bazen adam gönderme emridir, bazen de toplanıp, demokrasi adına, açılım adına bu kelimeleri kullanıp, hür dünyayı ve Türk Kamuoyunu yanıltmak şeklinde olur.

400 Sivil Toplum Örgütü Diyarbakır’da kendiliğinden toplandı ve şu açıklamayı yaptı;

“TSK ve PKK elini  tetikten çeksin”. Apo ile görüşülsün. Barışçıl çabalara ağırlık verilsin!”

Emrin olur keko, üzerine kaymak ta koyalım mı?

Bu sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin isimlerine bakın, en az yarısı BDP’nin yönetim kurulu üyesidirler. Yani PKK’nın siyasi kanadının temsilcileridirler. Diğer yarısı ise, korktukları ve korkutuldukları için oradadırlar. Bu sözümona demokrasi kahramanlarından örgüt, tak diye ister, bunlar şak diye yerine getirir.

Bunlar utanmadan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, uyuşturucu kaçakçısı ve katil sürüsü PKK ile eşdeğer tutarlar. Ama, örneğin Barzani, bunlardan ayaklarındaki donu istese, anında verirler. Sıra Türkiye’ye gelince aslan kesilirler.

Çünkü burada demokrasi var, ekmek var, iş var, aş var. Türkiye’de herkes eşit birey. Burada devlete bile kafa tutmak kolay. Bu toplantının benzerini, Barzani’nin bölgesinde yapın sizi alınlarınızdan öpeyim. Hem size kolay bir konu veriyorum; Kuzey Irak’ta yapacağınız toplantının konusu, “Kadın haklarının savunulması olsun” ve Barzani’den, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesini yasaklamasını isteyin. İsteyin de hangi parçanız, hangi kuyuya atılacak, görün.

İnsanda biraz utanma, arlanma olur. Bu aziz vatanın ekmeğini yiyorsunuz, suyunu içiyorsunuz, hepimiz eşit bireyleriz. Bu kadar nankör olmak zorunda mısınız? Hiç tarihten ders almaz mısınız?

Size bu cüreti verenlerin, vatan evlatlarını şehit ettirenlerin, yaralayanların, bu durumda bile sessiz kalanların, Allah hem bu dünyada, hem de ahrette cezasını elbette verecektir. Bu ülkenin ekmeğini yediği yerden, ihanet çamuru saçanlarla da, ve buna sebep olanlarla da hesabımızın ilk raundu, önümüzdeki anayasa referandumunda görülecektir. “Hayır” oylarınız, hayırlı olacaktır…

İki Söz Bir Fıkra

27 Temmuz 2010

Bir söz AFRİKADAN;

Batılılar geldiklerinde ellerinde incil, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda ise;
Bizim elimizde incil, onların elinde topraklarımız vardı.

Kenya Kurucu Devlet Başkanı Jomo Kenyatta

Bir söz de Bizden;

A.K.P. geldiğinde elimizde özgürlük,laiklik,cumhuriyet vardı.
Bize, kömür verdiler, aşevinde yemek verdiler,
Gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler.
Gözümüzü açtığımızda ise,
Bizim başımızda türban, yüzümüzde sakal, onların elinde ise para, iktidar vardı..

TC vatandaşı

TEMEL den ….

Temel 20 senedir Almanya’da yaşıyormuş. Bir gün göçmen bürosuna gidip Almanya’dan kesin dönüş yapacağını söylemiş. Göçmen bürosundaki Almanlar Temel’i tanıyorlar, seviyorlar.

Sormuşlar; ‘Niye dönüyorsun?’ diye.

Temel ‘homoseksüeller yüzünden’ demiş.

Bürodakiler şaşırmış; ‘Seni rahatsız filan ediyorlarsa hemen bir şikâyette bulun, gereğini yaparız. Buradan bu yüzden ayrılmana değmez demişler’.

Temel ‘Beni rahatsız etmiyorlar’ demiş.

Bürodakiler yine şaşırmış; ‘Peki neden gidiyorsun?’

Temel cevaplamış: ‘Burada 20 yıl önce homoseksüellik yasaktı,10 yıl önce serbest oldu, 5 yıl öncede evlenmelerine izin verildi. Homoseksüellik MECBUR olmadan dönmek istiyorum.

*** KISSADAN  HISSE ***

Türkiye’de de 30 yıl önce turban diye bir şey yoktu, 20 yıl önce takmaya başladılar, simdi serbest oluyor, takan taksın ama MECBUR olmadan bir şeyler yapmak lazım !!!

Yandaşlar nasıl ve niçin vergi kaçırır

06 Temmuz 2010

KAYNAK ANONİM+++++++++++++++++++++++++++++++

Vergi rekortmenleri listesinin açıklanması üzerine Sözcü Gazetesi saf saf soruyor:

“AKP’ye yakın işadamları neden listede yok?”

AKP kodamanlarının “Vergi kaçırıyor” diye gaddarca üzerine gittikleri Aydın Doğan, vergi şampiyonu.

Yani Türkiye’nin en çok vergi veren adamı.

Ama,

Ahmet Çalık, Fettah Tamince, Akın İpek, Remzi Gür, Cihan Kamer, Ethem Sancak, Vahit Kiler, Ahmet Albayrak, Unakıtan Ailesi, Topbaş Ailesi listede yok.

En azından, Tayyip Bey’i otellerde ağırlayan milyar dolarlık işadamı Fettah Tamince ile milyar dolarlık Ahmet Çalık’ın ilk 100 içinde olması gerekmez miydi?

Sözcü Gazetesi galiba duymamış:

Bunlar vergi vermemek için Vergi Kanunu’na özel madde eklediler.

VERGİDE BAĞIŞ SİSTEMİ

AKP Hükümeti 2.1.2004 ve 31.12 2004 tarihlerinde Vergi Usul Kanunu’na 40/10 maddesini ekledi.

Bu maddeye göre, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi isterse vergisini devlete vermez.

Ya nereye verir?

BÜNYESİNDE GIDA BANKACILIĞI BULUNAN DERNEKLERE verir.

İçişleri Bakanlığınca bünyelerinde GIDA BANKACILIĞI kurma izni verilen tarikat bağlantılı dernekler şunlar:

-Deniz Feneri Derneği

-Kimse Yok Mu Derneği

-Kepez Deniz Yıldızı Sosyal yardımlaşma Derneği

Bu dernekler, örneğin 100 milyon lira vergi borcu olan şirkete gidip diyorlar ki:

Arkadaş, bizim derneğe 50 milyon bağış yap,

Biz de sana 100 milyon liralık kömür, erzak, temizlik maddesi gibi fatura verelim.

Bu faturayı götür maliyeye ver, vergi borcunu kapatmış olursun.

Yanına kalan 50 milyon senin karın olacak.

Bana verdiğin 50  milyon lira ile de malzeme alıp valiliklere, kaymakamlıklara vereceğim.

Onlar da ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklar. Bu da senin zekatın olacak.

Böylece bu kafir devlete vergi vermeyeceksin, hem de sevap işleyip Cennete gideceksin.

Hem de AKP için hayır dua alınmasına vesile olacaksın.

İşte böyleyken böyle.

Ama, bir vergi mükellefi örneğin bir okul veya hastane yaptırırsa, yaptığı harcamanın sadece 5 milyon lirasını vergiden düşebiliyor.

Mehmetçik Vakfı’na, eğitim kurumlarına, Çocuk Esirgeme Kurumu’na, Kızılay’a yaptığı yardımın en fazla 5 milyon lirasını vergiden düşebiliyor.

Ama bu derneklere yardım yaparsa, yaptığı yardımın tamamını vergiden düşüyor.

İşte bu ülkenin rejimi, ödenmeyen vergi paraları ile böyle değiştirilmeye çalışılıyor.