Eğitimde Birlik: Bir Geri Adım Daha!

Sevgili okurlar,
Eğitimde Birlik (Tevhidi Tedrisat), Kemalist Devrimin mihenk taşlarından biridir. Toplumun uyanmasını, aydınlanmasını engellemek için matbaayı bile yüzyıllarca Türkiye’ye sokmayan örümcek kafalı zihniyet, 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bir kalemde ait olduğu yere, tarihin küflü arşivinin izbeliklerine gömülmüştü.

Alim – Ulema ünvanıyla medreselerde çöreklenerek, toplumu bir ortaçağ karanlığının içinde bırakanlar, aynı süre içinde bilim ve teknolojide çok ileriye giden batılı güçlerin karşısında aciz, zayıf ve savunmasız kalmamıza yol açarak, ulusal gücümüze büyük bir darbe vurmuşlardı.1924 Eğitimde Birlik Yasası öğretim ve eğitimin birliğini sağlamakla beraber medreselerin de kaldırılmasını sağladı.
2 Mart 1926’da kabul edilen, “Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun”, 1924 Eğitimde Birlik Yasası’na gereken ek ve düzeltmeleri yaptı. Bu yasa; 1982 Anayasası’nın ‘İnkılap kanunlarının korunması’ başlığı altındaki 174. maddeyle, güvencesi altında saydığı kanunlar arasında yer aldı.

İktidarı ele geçirişinden beri Eğitimde Birliğe karşı olan tavrını gizlemeyen, uluorta “ulemaya danışmaktan” söz eden AKP hükümeti bakın Anayasa’yı ve Atatürk Devrimlerini göz göre göre nasıl çiğniyor.

Cumhurbaşkanı’nın görevini yapıp, bu yasayı esastan bozması gerekirdi ama bozacının şahidinin şıracı olduğu ortamda bunu beklemek safdillikten başka ne olur ki?

24 Nisan 2010 CUMARTESİ

Resmî Gazete
Sayı : 27561
KANUN
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

Kanun No. 5981                                                                                             Kabul Tarihi: 15/4/2010

MADDE 1 – 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.
“Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi

EK MADDE 119 – İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Han, Sinan Ağa Bin Abdurrahman, Nurbanu Valide Sultan, Hatice Sultan ve Hacı Abdülaziz Ağa Mazbut Vakıfları[1] adına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) Mühendislik-Mimarlı k Fakültesinden,
b) Edebiyat Fakültesinden,
c) Güzel Sanatlar Fakültesinden,
ç) Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulundan,
d) Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsünden,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
f) Güzel Sanatlar Enstitüsünden,
g) Medeniyetler İttifakı Enstitüsünden,[2]
oluşur.

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
EK MADDE 120 – İstanbul’da Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) Edebiyat Fakültesinden,
b) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,
c) Eğitim Fakültesinden,
ç) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,
d) Yabancı Diller Yüksekokulundan,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
f) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.

Süleyman Şah[3] Üniversitesi
EK MADDE 121 – İstanbul’da Sistem Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Süleyman Şah Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinden,
b) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden,
c) İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesinden,
ç) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
d) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
oluşur.

Canik Başarı Üniversitesi
EK MADDE 122 – Samsun’da Başarı Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı ile Tanrıverdi Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı tarafından müştereken 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Canik Başarı Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,
b) Mimarlık ve Mühendislik Fakültesinden,
c) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
ç) Eğitim Fakültesinden,
d) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
oluşur.

İstanbul Sabahattin Zaim[4] Üniversitesi
EK MADDE 123 – İstanbul’da İlim Yayma Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinden,
b) Eğitim Fakültesinden,
c) İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesinden,
ç) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden,
d) Yabancı Diller Yüksekokulundan,
e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden
f) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.

Bezm-i Alem[5] Vakıf Üniversitesi
EK MADDE 124 – İstanbul’da Bezm-i Alem Valide Sultan, Silahtar Abdullah Ağa ve Abdülhamit Sani mazbut vakıfları adına Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) Tıp Fakültesinden,
b) Diş Hekimliği Fakültesinden,
c) Eczacılık Fakültesinden,
ç) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,
d) Eğitim Fakültesinden,
e) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundan,
f) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,
g) Adli Bilimler Enstitüsünden,
ğ) Eğitim Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.”

GEÇİCİ MADDE 1 – Bezm-i Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi faaliyetlerini, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç altıncı ayın sonuna kadar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki statüsü ile devam ettirir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce Vakıflar Genel Müdürlüğünün kadrosunda olup söz konusu Hastanede çalışan personelin statüsü, en geç birinci fıkradaki sürenin sonuna kadar korunur. Bunlardan;
a) Akademik unvana sahip olanlar ile tıpta uzmanlık öğrenimi görenlerin, talepleri halinde birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar ilgili mevzuat hükümlerine göre söz konusu Üniversiteye ataması yapılabilir.
b) Tıpta uzmanlık öğrencisi olmayan ve akademik unvana sahip bulunmayan diğer personel, talepleri halinde birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar, söz konusu Üniversite ile 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre sözleşme imzalayarak istihdam edilebilir.

c) Sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri ile yardımcı hizmetler sınıfındaki personel, söz konusu Üniversitede istihdam edilmek  istemedikleri ya da  ataması  yapılarak veya sözleşme imzalanarak anılan Üniversitede istihdam edilmedikleri takdirde, kazanılmış hak aylık derecelerine uygun olarak Sağlık Bakanlığına, diğer personel ise Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkez ve taşra teşkilatında ihtiyaç bulunan birimlere naklen atanırlar.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bölümünde yer alan ve söz konusu Hastaneye tahsis edilmiş kadrolarda bulunan personelden, söz konusu Üniversitede çalışmak isteyenlere ait kadrolar ile boş bulunan kadrolar ve Baştabip, Baştabip Yardımcısı, Klinik Şefi, Klinik Şef Yardımcısı, Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı, Sivil Savunma Uzmanı ve Saymanlık Müdürü kadroları, birinci fıkrada belirtilen sürenin sonunda iptal edilerek kadro cetvellerinden çıkarılmış sayılır. Bu tarihten itibaren, ikinci fıkranın (a) ve (b) bentleri saklı kalmak kaydıyla, bu fıkrada unvanları sayılan personel, en geç bir ay içinde kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadrolara atanmak üzere; dolu kadrolarda bulunan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri ile yardımcı hizmetler sınıfındaki personel ise bulundukları kadroları ile birlikte Sağlık Bakanlığına devredilir. Devredilen kadrolar 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Sağlık Bakanlığına ait bölümüne eklenmiş sayılır.

Üçüncü fıkrada unvanları sayılan personel, kadrolarının iptal edildiği tarih ile atama işlemleri yapılıncaya kadar geçen sürede durumlarına uygun işlerde görevlendirilirler. Bu süre içerisinde ilgililer, 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 67 nci maddesinin son fıkrasında öngörülen fazla çalışma ücreti ve 5737 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ödeme ile nöbet ücreti hariç olmak üzere, eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlarıyla diğer mali haklarından ve görevlendirildikleri yerlerdeki fiilen görev yaptıkları emsali kadroya ilişkin döner sermaye ödemesinden yararlanır. Bu personelin Vakıflar Genel Müdürlüğündeki önceki kadrolarına bağlı olarak, 5737 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin son fıkrasında öngörülen fazla çalışma ücreti ve 5737 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ödeme ile nöbet ücreti hariç olmak üzere, en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali hakları toplam net tutarının, atandıkları yeni kadroların, nöbet ücreti ve döner sermayeden yapılan ek ödeme hariç olmak üzere, aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer her türlü mali hakları toplam net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı, atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece, farklılık giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ayrıca tazminat olarak ödenir.

Bu maddenin uygulanmasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve uygulama esaslarını belirlemeye Başbakanlık yetkilidir.

MADDE 2 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

22/4/2010

[1] Cumhuriyetin 87’inci yaşında Osmanlı özlemi hortlatılıyor. Bu halkın başına 600 yıl musallat olmuş ve sonunda Türklük ile pek bir ilgisi kalmamış bu tufeyli hanedan yeniden moda yapılmaya çalışılıyor.

[2] Said-i Nursi’nin ortaya attığı, bu günkü şampiyonu Fettullah Gülen olan Medeniyetler İttifakı ilk başta kulağa hoş gelebilirse de, bunun emperyalizmin bir projesi olduğunu ve günümüzde küresel efendilerin mal bulmuş magripli gibi farkedince, o yaldızlı cilanın altında emperyalizmin çirkin yüzü sırıtmaya başlar.

[3] İşte tarihin küflü raflarından bulunup çıkartılmış bir kimlik daha! Acaba bu Süleyman Şah hangi Süleyman Şah? Osmanlıların kurucusu Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah mı? Yoksa Anadolu (Rum) Selçuklularının kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Bey mi? İkisinin arasında yaklaşık yüz yıl var.

Kutalmışoğlu Süleyman Bey, Anadolu’nun Türkleşmesinde çok önemli rol oynamakla birlikte, ömrü Büyük Selçuklu Sultanlığı iç savaşlarında akrabalarına karşı cenk etmekle geçti ve 1086 yılında Suriye Selçuklularının emiri ve Alp Arslan’ın oğlu olan Tutuş ile tutuştuğu savaşı kaybederek 1086’da yaşamını yitirdi. Tutuş’un kendisi de, kardeşi Melikşah’tan boşalan tahta Melikşah’ın oğlu Berkyaruk’un oturması üzerine, onunla giriştiği savaşta 1095’de öldürüldü. Sonuç? Birinci Haçlı Seferi orduları kolaylıkla Anadolu’yu ele geçirerek 1099’da Kudüs’ü ele geçirmiş oldular.

Bu nedenle, bizleri tarihin unutulan geçmişine geri yollamaya kararlı bu iktidarın sözünü ettiği Süleyman Şah, Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp olsa gerektir.

Gündüz Alp, Kutalmış Oğlu Süleyman Bey öldükten 70 – 80 yıl kadar sonra dünyaya geldi. Gündüz Alp Oğuzların 22 boyundan biri olan Kayı boyunun beyi idi. Cengiz Han’ın önderliğindeki Moğollar’ın yaklaşması üzerine, 50 000 kişiyle Kafkasya üzerinden Anadolu’ya geldi. Hristiyanların önemli merkezi (dördüncü yüzyılda İncil’in bu gün bildiğimiz şeklini onaylayan kurultayın kurulduğu İznik kentini fethetti.

[4] Sebahattinn Zaim!!! İşte insanın tüylerini ürperten bir isim daha.  Suudi Arabistan’daki Melik Abdülaziz Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi, Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi eski dekanı, bir ara YÖK üyeliği de yaptı. Ama onun en bariz özelliği Tayyip Erdoğan,  Abdullah Gül ve Saadet Partisi Genel Başkanı  Numan Kurtulmuş’un fikir babalığıdır. Zaim, Zaman Gazetesi’nin, Samanyolu Televizyonu’nun kurucuları arasındaydı.

[5] Abdülmecit’in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan Gürcü kökenliydi—Kimbilir? Belki Tayyip bu yüzden onu kendisine yakın hissediyordur! (bkz. Ergün Gündüz, Musa’nın Çocukları, Togan Yayıncılık, İstanbul, 2007)—Gürcü Yahudisi olabileceği, Yahudi asıllı olduğunu söyleyenler de vardır. Abdülmecit tahta çıktığında 16 yaşında, Bezm-i Alem ise 32 yaşındaydı. Oğlunun hükümdarlığı döneminde, öldüğü tarihe kadar 14 yıl süreyle Valide Sultan oldu. Tanzimat‘ın ilanında rol oynadığı, oğluna Mustafa Reşit Paşa‘ya güvenmesini söylediği söylenir. İşte bütün bu isimlerin içinde en ileri fikirli olan bu Bezm- Alem Valide Sultan. Ama eminiz ki bu yasada yer almasının nedeni onun ileri görüşlü, ufku açık bir insan değil, Osmanlı’ya başka bir teveccüh!

Yararlanılan Kaynaklar:

Resmi Gazete

Ergün Gündüz, Musa’nın Çocukları, Togan Yayıncılık, İstanbul, 2007

Doktor Gökhan Sayram, Türklerin Gizli Tarihi, Sidney, 2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: